Kocamın Bıraktığı Yerden

Ben Esra telefonda seni boaltmam ister misin?
Telefon Numaram: 00237 8000 92 32

Kocamın Bıraktığı Yerden

-“Off, çok kalabalık aşkım, buna binmesek olmaz mı?” diye mırıldandım hoşnutsuzlukla… Durağa yaklaşan koca körüklü otobüs ağzına kadar doluydu ve durakta bekleyen bizler de bir hayli kalabalıktık. Kocam belimden tutup beni otobüsün kapısına doğru itmeye başlamıştı bile…

-“Aşkım, bunu da kaçırırsak yarım saat geç kalırım bankaya… Mutlaka binmemiz lazım… Hadi sık dişini onbeş dakika…” Kulağıma eğildi sonra, “Arkanda ben varım, merak etme…” dedi.

Başımı çevirip kocama baktım. Şeytanca, yarım bir gülümseme vardı dudaklarında… Elimde olmadan ben de güldüm.

Evlendikten sonra arabamızı alana kadar bir yıl boyunca otobüsle gidip gelmiştik işlerimize… Bir sürü otobüs hatırası biriktirmiştik o dönemde… Kalabalığın içinde bana dayanan kocamın boynumdaki nefesi… Arkamdaki sertliği… Yeni evli olmanın azgınlığıyla eve kadar zor dayanmalarımız…

İri memelerim, kalçalarım ve güzelliğimle dikkat çekiyordum hep… Sekreter olarak çalıştığım doktor muayenahanesinde işim gereği giydiğim mini etekler de tuzu biberi oluyordu.

Bazen kalabalığın içinde ayrı düştüğümüzde kocamı fark etmeyen fordçular bana yaslanırlar, sırnaşıp dururlardı. Arkamdaki herif sürtünüp dururken aramızdaki üç dört kişinin arkasından kocamla göz göze bakışır, inene kadar ikimiz de sesimizi çıkarmazdık.

Öyle tahrik olurduk ki ikimiz de, otobüsten inip evin asansörüne zor atardık kendimizi. Daha eve girmeden asansörde başlayan sevişmelerimiz, evin holünde, sonra da yatakta devam ederdi. Öyle çılgınlıklar yaptık ki, anlatamam…

Arabayı aldıktan sonra rahatlığına alışmış, o otobüslerde yaşadığımız sevişme öncesi aperatiflerini unutmuştuk. Kocamın da hızı kesilmişti. Yeni evli değildik artık… Birbirimizin vücudunu, tepkilerimizi ezberlemiştik beş yılın sonunda, rutine bağlanmıştı sevişme olayları… Bir de bunun üstüne kocamın bankada yaşadığı strese bağladığı bir sertleşmeme sorunu baş göstermişti. Eskisi gibi sevişemiyorduk.

Bugünse arabamız yoktu. Aldığım yeni ehliyetimle kendime çok güvendiğimden çarpmıştım arabamızı ve iki hafta serviste kalacaktı. Kaza nedeniyle kendimi suçlu hissettiğimden kocam ne derse ses çıkarmadan ona uyuyordum. Otobüse binilecek, bin… Metroya inilecek, in…

Üzerimdeki tiril tiril dekolte bluzum, dizimin bir karış üstünde mini etekle, on santimlik yüksek topuklularımla bu sardalya kutusuna binmek, kalabalığın içine kendimi ite kaka monte etmek zorundaydım. Bereket sabahtı daha… İnsanlar, en azından bir çoğu, duşlarını almışlardı. Bir de bunun akşam dönüşü vardı. Bütün gün terlemiş, bedenlerinden, koltuk altlarından leş gibi ter kokusu salgılayan kalabalığın içinde yolculuk aklıma gelince ürperdim.

Duş deyince aklıma sabah geldi. Ben duştayken kocam gelmişti yanıma… Geç kalmıştık, ikimiz de duş yapmak zorundaydık. Duşun ılık suyunun altında köpüklü ıslak vücudumu görüp bir iki okşayınca penisi sertleşmiş, o hasret kaldığım kazığını kaygan bedenimde dolaştırmaya, elleri koca memelerimi, uçlarını okşamaya başlamıştı.

Ama maalesef hiç vaktimiz yoktu. Ne sevişmeye, ne kahvaltıya… Elimle itip istemeye istemeye, zorla ayrılmıştım kocamın sikinden… İştahımızı akşama saklamak zorundaydık, o da bu sertlik devam ederse… Aceleyle giyinip makyajımı yaptığımda o kapının önünde beni bekliyordu sabırsızlıkla…

Şimdi yine arkamda o sertlik vardı. İte kaka güç bela binebildiğimiz otobüste arkamda duran kocam bana sımsıkı yapışmıştı. Otobüs sallandıkça sertliği kalçalarıma sürtünüp duruyordu. Ben de daha çok azdırmak için kalçamı ona doğru itiyor, daha çok delirtiyordum herifi… Kulağıma eğildi, eli kalçamı okşarken

-“Çok kalabalıkmış…” dedi. Ben de elimi arkaya attım, pantolonun üzerinden sertliğini avucumda hissetmeye çalışırken, kısılmış sesimle,

-“Evet” dedim. “Rahatsız etmeye başladılar bile…” Kocam ben sikini avuçlayınca kıvrandı arkamda,

-“Rahat dur orospu…” dedi. “Pantolonumu berbat edeceksin şimdi…”

Aldırmadan devam ettim okşamaya… Ama onun ineceği durağa yaklaşmıştık. Arkamdan çekildi, beni boynumdan öpüp kapıya yaklaşmaya başladı. En az onun kadar azmıştım ben de… Amımın sulandığını, külodumun ıslandığını hissediyordum.

Sabah duştaki yarım kalan olay, şimdi de bu… Öylesine sevişmek istiyordu ki canım… Dudaklarımı ısırıp gözlerimi yumdum. Oh, şu anda elimi eteğimin altına atıp kızışmış kadınlığımı okşayabilseydim, kan hücum etmiş vajinama bir erkeğin sertliğini alabilseydim… Neler vermezdim ki…

Otobüs hareket etti, kocam aşağıdan bana bir el sallayıp yürümeye başlamıştı. Onunla birlikte inen birkaç kişiden boşalan etrafımdaki yerler hemen dolmuştu. Otobüsteki kalabalık azalacağına tam aksine her duraktan yeni yolcular alıyor, sıkışıklık daha da artıyordu.

Trafik artmış, yolcularla kavga eden sinirli şoförün otobüsü sert hareketlerle sürmesi yüzünden insanlar birbirinin üstüne yığılıyor, tek bir canlı organizma gibi aynı yönde yalpalıyor, birbirimize çarpıp duruyorduk. Elimdeki çanta nedeniyle tek elimle tutunduğumdan dengemi zor sağlayabiliyordum.

Doğal olarak her sallanışımda arkamda beliren adamın kucağına iyice yerleşmeye başlamıştım. Az önce kalçalarıma sürtünen ve beni uyaran, amımın ıslanmasına sebep olan kocamın sertliğinin yerini bir başkası almıştı şimdi… Başımı çevirip yüzüne baktım sertçe…

Off… Çok yakışıklıydı piç… Kömür karası saçları düzgün taranmış, simsiyah kaşlar, kirpikler, masmavi gözler, göze hoş gelen, insanın içinde elni uzatıp okşama isteği uyandıran kirli sakalı, etli kırmızı dudakları… Bir şey söylemeden önüme döndüm.

Islak ve kızışmış amım yine aynı zevki almaya başlamıştı. Ama bu seferki farklıydı. Eteğimi delecek gibi bastırıyordu arkama… Ses çıkaramadım. Seslensem adamın bahanesi hazırdı, kalabalık… Zaten benim de seslenmeye niyetim yoktu ki… Tam aksine, arkamdaki yakışıklının yaptıkları hoşuma gidiyor, zevk alıyordum.

Adam da bunu anlamış olmalıydı, baskısını sürekli arttırıyor, sopasını sürtüp duruyordu arkama… Bu yetmezmiş gibi tüm bedeniyle yapışıp sıcak nefesini boynumda hissettirmeye başlamaz mı? En tahrik olduğum yerim… Saçlarımı topuz yapmıştım, ensem açıktaydı ve sıcak nefes ensemde, boynumda dolaştıkça ben için için eriyordum.

Tam o anda cebim çalmaya başladı. Aldırmadım önce… Zaten zor duruyordum, telefona nasıl yanıt verecektim. Ama ısrarla çalmaya devam edince zor bela çantamdan çıkardım telefonu… Arayan doktordu. Tek elimle sarsılan otobüste tutunmaya çalışırken telefona cevap verdim. Dikkatimi telefona verdiğimden artık iyice arkamdakinin kucağına yaslanmak zorunda kalmıştım, iç içe yapışmış iki kaşık gibiydik.

-“Gül, ben acilen İstanbul’a gidiyorum. Bir hasta için çağırdılar. Sen iki günlük randevularımı erteleyip durumu ayarlar mısın lütfen?” dedi.

Çok tanınan, aranan biriydi profesör… Öyle yoğun çalışıyordu ki… Karşıyaka sahildeki muayenehanesi hastalarla dolar, her yerden hastaları gelirdi. Beni severdi. Güzel olduğumu, göze hitap ettiğimi, insan ilişkilerimi, idare ediş tarzımı beğendiğini söyler, iltifatlara boğardı hep… Uzun süredir yanında çalışıyordum.

Biraz daha konuşup telefonu kapattım. Benimki o sırada cüretini arttırmış, eli çoraplı bacaklarımda dolaşıyordu. Sanırım telefonda konuştuklarımızı da dinlemişti. Öyle yakın duruyordu ki bana… Tam yine gözlerimi kapatıp arkama dayanan sertliğin, bacaklarımı okşayan ellerin zevkini çıkaracaktım ki ineceğim durağa geldiğimizi fark ettim.

Otobüs durdu. İstemeye istemeye fordçumu bırakıp kalabalığı yararak kapıya ilerledim. Zevkim yarım kalmış, doktor da tam telefon edecek zamanı buldu diye içimden sunturlu küfürler savuruyordum.

Otobüsten indiğimde son bir kez o yakışıklı yüzünü görebilmek için baktım, benimkini göremedim. Kalabalığın içinde nasıl göreceğim diye iç geçirip vapur iskelesine yöneldim. Acelem yoktu. Doktor gelmeyecekti nasılsa…

Vapurun yanaşmasını beklerken yine kalabalıktı bekleme salonu… Kapı açılıp yolcuları almaya başladıklarında yine bir hengame, itiş kakış, ilerlemeye başladık. Ben dalgın ve telaşlı vapura binmeye çalışırken kalabalığın içinde iki elin belimi tuttuğunu fark ettim. Hızla başımı çevirdim.

O’ydu belimi tutan… Yine… Beni korur gibi arkama geçmiş, arsızca, bana sormadan etraftaki kalabalıktan koruyordu beni… Tısladım,

-“Senin başka işin yok mu? Bırakır mısın beni?” dedim.

Bembeyaz, düzgün dişleri parladı yüzünde… Siyah bıyıklarının, kirli sakalın ortasında iyice göze batıyordu beyazlıkları… Masmavi gözlerinin içi gülüyordu bana bakarken…

-“Hayır, benim başka işim yok…” dedi kalın, bariton erkek sesi içimi titretti. İlk kez duyuyordum, sesinden önce başka şeyleriyle tanışmıştım.

“Bugünkü işlerimi iptal ettim. Bugün işim sensin…” dedi yüzsüzce, kendinden emin bir tavırla… “Çok zevkli bir yolculuktu. Senin de hoşuna gitti, biliyorum, inkar etme…”

Hızla başımı öne çevirdim. Haklıydı, hoşuma gitmişti. O arada vapura girmiştik. Her zaman olduğu gibi ikinci kata yöneldim. Merdivenleri çıkarken arkamdan geliyordu. Mini eteğimden bacaklarımı seyrettiğine emindim.

Onun bu yapışkanlığı, yüzsüzlüğü beni sinirlendireceğine iyice baştan çıkmaya başlamıştım. Hoşuma gidiyordu arkamdan gelip durması, beni istemesi, beni beğenmesi… Tahrik oluyordum. Emindim ki, bu güzel, yakışıklı yüzün sahibinden bana kötülük gelmezdi.

Merdivenleri o arkamda çıkıp ikinci kattaki üstü açık bölüme yürürken kalçalarımı iyice kıvırmaya, kloş mini eteğimi iki yana savurtmaya başladım. En uçtaki sıraya oturdum, o da yanı başıma… Sıyrılan mini eteğimi çekiştirip olabildiğince düzeltmeye çalıştım. Jartiyer çorabımın dantelleri görünüyor mu diye kontrol ettim.

Bir süre sessizce oturduk iki yabancı yol arkadaşı… Etrafıma bakındım tanıdık biri var mı diye… Herkes kendi aleminde, sabah mahmurluğu içindeydi. Yan döndü bana doğru, o mavi gözleri bana bakıyordu,

-“Özür dilerim, demin kabalık ettim, seni kızdırdım sanırım.” dedi. “Adım Selim.” Gayrı ihtiyari, hiç mecbur olmadığım halde yanıtlayıverdim onu,

-“Ben de Gül…” dedim. Sonra niye ismimi söyledim diye kendime kızdım, sustum. Sessiz kaldık bir süre… Yan gözle baktım, gözleri üstümde, bedenimde, bacaklarımda dolaşıyordu sürekli… Dayanamadım,

-“Bak… Selim… Ben evli bir kadınım…” diye başladım, sözümü kesti.

-“Biliyorum. Otobüste gördüm sizi… Öyle güzelsin ki… Kalabalığın içinde güneş gibi parladın, günümü aydınlattın. Yanınızdaydım. Göz ucuyla eşinle ayak üstü sevişmenizi, oynaşmanızı seyrettim… Eşin inince fırsat bildim, dayanamayıp onun yerine ben geçtim…”

-“Orasını ben de biliyorum. Fark ettim…” dedim. Aklıma arkama dayanan sertliği gelince yanaklarım kızarmıştı. Neyi fark ettiğimi o da anlamıştı, gülümsedi. Genç kız gibi utandım söylediğime…

-“Eh, fark edilmeyecek gibi değil derler bayan arkadaşlarım… Pek beğenirler…”

-“Onları bilmem ama, sen de pek kendini beğeniyorsun sanırım…”

Elini uzatıp elimi tuttu. Ateş gibi yanıyordu eli… Kaçırmak istedim bırakmadı. En öndeydik, bakacak görecek kimse yoktu. Elimi zorla tutup kendi önüne götürdü çantamın altından… Pantolonun üstünden sertliğine değdirdi.

Sanki elektrik çarpmış gibi oldum, kasıklarım ateş gibi yanıyordu. Ürperdim. Elimi çekmeye çalıştım. Dişlerimin arasından,

-“Bırak elimi…” diye fısıldayabildim. Yanaklarım al al olmuştu. “Yüzsüzlüğün, arsızlığın bu kadarına da pes…! Bırakır mısın lütfen…”

Bırakmadı, aksine diğer kolunu omzuma atıp sımsıkı yanaştı, elimi kucağına daha da bastırdı. Otobüste eteğimin üstünden kalçamı okşayan, delecek gibi bastırıp sürten sertlik avucumun içindeydi. Yanımızdan martılara simit atan bir iki çocuk geçti. Arkalarından anne babaları… Fırsatını bulup vapurda oynaşan, sevişen iki sevgiliydik onların gözünde… Vapur sevişgenleri… Anlayışla şöyle bir bakıp geçtiler.

Saçlarımı kenara çekti, dudakları kulak memelerime değiyordu. Derin bir nefes alıp kokumu içine çekti. Avucumdaki penisin zonkladığını hissettim. Fısıltıyla konuşmaya, sıcak nefesi boynumu yakarak yalamaya başladığında yine ürperdim.

-“Öyle güzelsin, öyle hoşsun ki Gül… Göğüslerin ne kadar büyük… Belin incecik… Bacakların uzun… Bu ince siyah çoraplar ne kadar yakışmış uzun bacaklarına… Tam beğendiğim, arzuladığım kadın tipisin. Seninle şu anda sevişebilmek için her şeyimi verirdim.”

Offf… Sanki benim de ondan kalır yanım var mıydı? Ben de oracıkta yatırıp düzmesi için her şeyimi verebilirdim. Ama yapamazdım. Silkelenip kendimi sırnaşık gövdesinden, elimi sert penisini avuçlatan elinden kurtarıp yana çekildim.

Kıpkırmızı olmuştum. Sanki zina yaparken yakalanmış, içimdeki orospu ortaya çıkmış gibi utanç içindeydim. Kahretsin… Ben de istiyordum onu… “Yatır beni… Sik beni” diye bağırmak geliyordu içimden… Ama onun yerine,

-“Sana söyledim. Yapamam. Evli bir kadınım ben… Kocamı aldatmadım hiç Selim… Bırak beni…” dedim nefes nefese…

Kalktım, onu oracıkta, kalkmış erkekliğiyle bırakıp hızlı adımlarla alt kata indim. Kendimi tuvalete attım. Aynada kendime baktım. Gözlerim yarı kapalı, yanaklarım kıpkırmızıydı.

Eteğimin altına elimi attım. Külodumdaki ıslaklığı elimle yokladım. Sırılsıklamdı külodum… Parmaklarımı içine soktum. Amımın dudaklarını parmaklarımla sıkıştırıp ovaladım. Klitorisim kabarmış, parmak gibi olmuştu.

Tuvalet kapısını yumrukladı birileri, söylendiler. Aldırmadım. Sırtımı yaslayıp ayakta kendimi okşadım, içimde kaynayan volkanı bir nebze söndürmeye çalıştım. İskeleye yanaşan vapurun motorlarının gümbürdeyen sesi tuvaletin içinde yankılanırken ben de sesimin duyulmayacağından emin, inleyerek boşaldım.

Çımacıların, kalabalığın sesleri yükselirken ben de kendime çeki düzen verdim. Dizime düşen ıslak külodumu ve gevşeyen jartiyer çoraplarımı yukarıya çektim, eteğimi indirip düzelttim. Rujumu paslı aynada tazeleyip saçlarımın topuzunu sıkıladım, dışarıya çıktım. Etrafa bakındım, Selim ortalıkta görünmüyordu. Vapurdan inip iskelenin kalabalığına karıştım.

Kısa bir yürüyüşten sonra işyerime geldim. İkinci kattaki muayenehanenin kapısını anahtarımla açıp içeriye girdim. Camları açıp içeriyi havalandırdım, klimayı çalıştırdım. Sonra oturup bugün gelecek hastaların telefonlarını aramaya, randevularını ertelemeye başladım.

Yarım saat sonra işim bitmişti. Akşama kadar yalnızdım. Ne doktorun talimatı, ne hastaların kaprisleri… Doktorun geniş deri koltuğuna yayılıp başımı arkaya yasladım, sabahtan beri yaşadıklarımı düşündüm gözlerim kapalı…

Ne gündü ama… Sekse aç bedenimde dolaşan sabah banyoda kocamın elleri, otobüste önce kocamın, sonra onun bıraktığı yerden Selim’in taş gibi sertlikleri… Bacaklarımı okşayan eller… Vapurda memelerimde, kalçalarımda, çoraplı bacaklarımda dolaşan sikecek gibi bakan gözleri… Zorla tutturduğu, okşattığı koca penisi…

Arkama yaslanıp ayaklarımı masanın üzerine koydum. Vapur tuvaletinde yaptığım mastürbasyon bile kesmemişti, yine içim kaynamaya başlamıştı. Sağ elimi bluzumun açılan düğmelerinden göğsüme, diğerini eteğimin altından bacaklarıma götürdüm. Siyah dantel sütyenimin içine soktuğum elimle sol mememi okşayıp ucunu sıkıyor, bacaklarımı okşayarak külodumun içine soktuğum elimle de yine kabarıp isteklenen kadınlığımın dudaklarını okşuyordum.

Tam dudaklarımı ısırarak kendimi yaptığım işe kaptırmıştım ki, hafif zevk inlemelerimle bölünen sessizliğin ortasında masanın üstündeki telefon acı acı çaldı. Telsiz telefonun ekranında bir cep telefon numarası vardı. Yeni hasta olabilir diyerek doğrulup ahizeyi aldım, kulağıma götürdüm. Arayanın sesini hemen tanıdım, O’ydu… Selim…

-“Biliyorum, doktor yok ama, ben çok hastayım. Gelsem, sen beni muayene eder misin Gül?” dedi.

Numarayı nasıl bulduğuna şaşırdım önce… Sonra telaşlandım. Elimi külodumdan çektim. Tam onu hayal ederek kendimi okşarken telefonda sesini duymak şoklatmıştı beni… Ne söyleyeceğimi bilemedim. Ve aynı anda kapı çalınmaya başladı. Telefona

-“Bak, beni rahatsız etme artık Selim… Çalışıyorum, işim var benim…” diye cevap verirken, kafamda soru işaretleriyle koltuktan kalkıp kapıya yürüdüm. Bir yandan da üstümü düzeltmeye çalışıyordum.

-“Emin ol, hastayım ben Gül…” dedi yine… “Senin beni muayene etmen lazım. Seni gördükçe bir yerim şişiyor, sertlikler oluşuyor. Lütfen…”

Onun bu etek altı, tahrik edici esprilerine gülmemek için kendimi zorlarken kapıya gelmiştim. Kulağım telefonda, suratımda kocaman bir sırıtışla kapıyı ardına kadar açtım.

Karşımda o vardı, kulağında telefonla…

Aptallaştım. Yüzümdeki sırıtık ifade yerini şaşkınlığa bıraktı. Bir elimdeki telsiz telefon ahizesine baktım, bir karşımda duran yakışıklı adama…

Demek takip etmişti beni fark ettirmeden… Telefon numarasını tabeladan almış olmalıydı. Cesaretine hayran olmuştum. Ve de bana hayranlıkla, arzuyla bakan mavi gözlerdeki anlam yüklü ifadeye…

-“Sen deli misin?” diyebildim. Davet etmeden içeriye girdi, gözlerini gözlerimden ayırmadan kapıyı arkasından kapadı. Anahtarı yuvasında çevirdi. Karşılıklı duruyorduk.

-“Deli değilim. Sadece seni istiyorum. Senden cesaret aldım. Senin güzelliğinden, senin istekli hareketlerinden…” dedi boğuk sesiyle… Yaklaştı. Burun burunaydık. Kekeledim,

-“Ben… Ben… Ne istiyorsun benden? Yapamam… Evliyim ben… Kocam…” diyebildim. Hala umutsuzca kendimi frenlemeye, içimdeki azgın kısrağı dizginlemeye çalışıyordum. Ne yapacaktım bu arsız yüzsüzle ben… Nereye varacaktı bu işin sonu?

Cevap vermedi. Omuz başlarımdan tuttu yumuşakça… Okşadı… Şeytan tüyü vardı bu adamda… Ürpererek gözlerimi yumdum, elimde olmadan bir iç geçirdim. Aralanan dudaklarıma o güzel etli dudaklarıyla bir öpücük kondurdu. İncitmekten korkuyordu sanki… Otobüste sertliğiyle kalçalarımı delmeye çalışan, vapurda pantolon kumaşının üstünden zorla penisini elime tutuşturup içimdeki volkanı kaynatan o azgın erkek bu değildi sanki…

Onun yumuşak hareketleri şimdi alabildiğine daha da tahrik ediyordu beni… Nazikçe belimden tutup kenardaki hayli geniş deri misafir koltuğuna götürdü, bir köşesine oturtturdu. Bacaklarımı koltuğun üstüne uzattı. O da yanıma ilişti. Ayağımdaki yüksek topuklu lame ayakkabıları çıkardı. Dar ayakkabının içinde büzülen ayak parmaklarımı, topuklarımı çorabımın üzerinden hafif hafif ovaladı.

Gözlerim kapandı verdiği rahatlama hissinden… Sırtımı koltuğun kenarlığına dayayıp, hiç itirazsız, minnetle kendimi onun parmaklarına bıraktım… Mest olmuştum. Ayaklarımı okşayan parmaklar yukarıya çıkmaya başladı okşaya okşaya… Dizlerimi geçti elleri… Eteğimin altına girince irkildim, gözlerimi açıp kendimi çekmeye çalıştım.

-“Şşştt… Rahat ol… Çekinmene gerek yok. Mesleğim bu benim…” dedi fısıltıyla…

Sesi de bacaklarımı okşayan parmakları gibi içimi okşuyordu. Gönüllü masörümün uzman ellerine bıraktım kendimi ben de… Çorabımın dantel konçlarını okşayan eller çıplak tenimi okşuyordu şimdi…

Zevkten ürperiyordum sürekli… Kocamın altında bunca yıllık sevişmelerimde böyle tahrik olduğumu hatırlamıyordum. Sihirbaz gibiydi. İki eliyle iki çorabımı okşayarak aşağıya sıyırmaya başladı.

Az sonra bacaklarım çıplak, iki çorabım da yerdeydi. Az önce çorabımın üstünden okşadığı tenimi şimdi çıplak vaziyette okşuyordu. Bir ayağımı tuttu iki eliyle, yukarıya kaldırdı. Ağzına götürdü. Ayak parmaklarımı ağzına sokup emiyor, diliyle aralarını, tabanlarımı yalıyordu. Sıcak ve ıslak dili öyle zevk veriyordu ki… İnlemeye başlamıştım. Yine de o zevkin arasında söylenmekten kendimi alamadım,

-“Hey, ayaklarım terli Selim… Ne yapıyorsun sen?” diyebildim. Gözleri üstümdeydi ayaklarımı yalarken… Bacaklarımda, yukarıya kaldırdığı bacağımın aralık bıraktığı mini eteğimin altından görünen ıslak külodumda, bluzumun dekoltesinden yarıya kadar görünen memelerimde dolaşıyordu yakan bakışları… Başparmağımı ağzından çıkarıp yanıtladı beni… Başını kaldırıp

-“Benim için dünyanın en güzel lezzeti bu…” dedi. “En güzel, en afrodizyak kokusu… Sabaha kadar yalayabilirim ayaklarını…” Kıkırdadım elimde olmadan…

-“Delisin sen… Bırak artık onları… Madem yalamak istiyorsun…” Oturduğum yerde gerindim, kalçalarımı oynattım, eteğimi elimle hafif yukarıya çektim, ıslak külodumu gösterdim ona… Şehvetten boğuklaşan sesimle,

-“Yalanacak başka yerlerim de var… Ayaklarımı bırak…” dedim.

Gülümsedi. Ayağımı bıraktı. Dudaklarıyla okşayarak yukarıya çıktı. Gür, siyah saçları eteğimin altına girdi. Islak dudaklarını uyluklarımda hissedince zevkten kıvrandım. Külodumun üstünden amıma bastırdı ağzını…

Eteğimi yukarı kaldırıp ne yaptığını görmek istedim. Elini bacaklarımdan ayırmadan dişini tanga külodumun lastiğine geçirdi, aşağı doğru çekiştirdi. Kalçalarımı oynatıp külodumu çıkarmasına yardımcı oldum.

Az sonra külodum dişlerinin arasında bana bakıyordu. Başını sallayıp külodu fırlattı. Oyuncağıyla oynayan yavru köpek gibi hırladı neşeyle… Güldüm ben de… Islak amıma yumulmasını beklerken o yine aynı sakinlikle yukarıya, dudaklarıma yöneldi. Hasretle öpüştük.

Hafif nane kokuyordu soluğu ve ağzı… Zevkle o nane kokulu dudaklarını emdim. O da benim kırmızı rujlu dudaklarımı emdi, yaladı. Boynuma geçti. Oradan aşağıya… Bluzumun düğmelerini açtı teker teker… Çıkarıp attı. Sütyenimi de onun yanına fırlattı.

Üstümde sadece bir mini etek haricinde hiçbir şey kalmamıştı. Çıplaktım. Zevkten, şehvetten kıvranıyordum. Eteğimi de çıkardı. Çırılçıplak uzanıyordum deri koltukta… Klimanın serinliğiyle soğuyan deri koltuğun serin temasıyla ürperiyordum.

Bir yandan derinin serinliği, bir yandan içimdeki seks ateşinden tenimdeki tüyler kabarmış, diken diken olmuştu. İri memelerimin uçları parmak gibi olmuş, sertleşmişlerdi.

Aşığım hala giyinikti. Yanıma ilişmiş, tepeden tırnağa çıplak vücudumu seyrediyordu içercesine… Ben de elimi uzatıp kaliteli yumuşak kumaştan gömleğinin düğmelerini açmaya çalıştım. Parmaklarım göğsünün kıllarına temas etti. Düğmeleri kemerine kadar açtım.

Ben göğsünü döşünü okşadıkça karnındaki baklava kasları kasılıyordu. Nefis görünüyorlardı, okşama isteği uyandırıyordu. Ben onun karın kaslarını okşuyordum, o ise avuçlayıp bıraktığı koca memelerimden başlayıp kasıklarıma kadar geziniyordu uzun parmaklı elleriyle tüy gibi…

Gömleğini çıkaramadan birden eğildi, kasıklarıma kapandı. Vahşice amımın dudaklarını kemirmeye, içini yalamaya başladı.

-“Aaahhh…” diye kıvrandım.

Dilini içime sokuyor, adeta diliyle ırzıma geçiyordu. Parmaklarını zevk sularımdan ıslanan amımda ıslatıp çıkardığı dilinin yerine sokuyor, oradan çıkarıp arka deliğimi okşuyordu ıslak ıslak… Delirtiyordu beni…

Bacaklarımı ayırabildiğim kadar ayırıyor, parmaklarımı saçlarına geçirmiş, dilini içime daha çok soksun diye, kuytularımı, kenarlarını yalasın emsin diye kıvranıyor, şekilden şekle giriyordum koltuğun üstünde…

Bacaklarımın arasına girmişti tamamen… Gözlerini gözlerimden ayırmadan yalayıp, emip duruyordu. Her dil darbesinde zevkten kasılıyor, kıvranıyordum. Karnım göbeğim zevk dalgalarıyla dalgalanıyordu. Kendimi kaybetmiştim zevkten… Şehvet çığlıkları atıyordum. Sonunda dayanamadım, saçlarına asılıp dudaklarını amımdan çekmeye çalıştım,

-“Ohh… Bırak artık… Hadi….” diye yalvardım. Başını kaldırdı, amımı yalamaktan ıslanmış dudaklarında bir gülümseme,

-“Ne istiyorsun Gül?” dedi sakince…

-“Ne isteyebilirim şapşal?” dedim. “Seni istiyorum. Gir artık içime… Dayanamıyorum…”

-“Yapamam Gül…” demez mi bana? Dirseklerime dayanıp yarım doğruldum koltuğun üzerinde…

-“Nasıl? Ne demek yapamam? Ne diyorsun sen?”

-“Yapamam işte… Sen evli bir kadınsın… Kocan var… Seni sikemem…”

Gözlerindeki muzip parıltıları fark edince anladım ki oynuyor benimle… Dalga geçiyor, sevişmeden önce söylediğim sözleri tekrarlıyor. Çırılçıplak bedenimle doğruldum, hala giyinik duran sevgilime sımsıkı sarıldım. İsterik bir kadın olup çıkmıştım bir kaç saatin içinde… Yalvardım ona…

-“Lütfen… Alay etme benimle… İstediğimi biliyorsun…” Elimi pantolonun önüne götürdüm. Taş gibiydi kabarıklığı… “Sen de istiyorsun, bak, taş gibi olmuş. Sabahtan beri bunun için koşturmadın mı peşimden? Yalvartma beni…”

-“Ne istediğini söyle bana… Onu yapayım…”

-“Sev beni… Okşa… Kadının yap…”

-“Onu yapıyorum zaten… Seviyorum, okşuyorum… Sen ne istediğini açıkça söyle bana…” Gözleri parlıyordu çıplaklığımı izlerken… Anlamıştım ne istediğini…

-“Sik beni… Beni sikmeni istiyorum… Oldu mu? Ohhh… Amıma geçir bu koca şeyi… Amcığıma… Orospun yap beni… Hadi aşkım… Çok istiyorum… Beni yatırıp becer… Akşama kadar seninim… Akşama kadar sik beni burada… Kölen olurum senin… Ne istersen yaparım… Yeter ki sik beni…” Gözlerimden yaş akıyordu istemsizce… Öyle istiyordum ki onu…

-“Ne istersem ha? Peki… Gül… Madem sikmemi istiyorsun… Sikerim seni… Ama başlamadan şu çorapları geçir ayağına… Çoraplarınla sikmek istiyorum seni…”

Yaşlı gözlerle bakıp çorapları araştırdım. Ortada, yerde duruyorlardı. Ben sözünü ikiletmeden hemen kalkıp onları giyerken Selim de üstündekileri çıkarmaya başladı. Çorapları, yüksek topuklu ayakkabılarımı giyip ona döndüğümde o da çırılçıplaktı. Önündeki oku beni gösteriyordu. Otobüste arkama dayanan, beni kudurtan alet şimdi gözlerimin önündeydi.

Eliyle işaret etti sikini… Ne istediğini biliyordum. Hemen önünde diz çöktüm. Ellerime sığmayan koca aleti taparcasına dilimle, dudaklarımla sevmeye, okşamaya, yalamaya başladım. Bir anıt gibi havaya yükseliyordu kalın siki… Göbek deliğinin hizasına kadar yükseliyordu upuzun… Uzunluğunun yanı sıra bileğim kadar kalındı da… Yalaya yalaya bitmiyordu.

Kasıklarındaki siyah kıvırcık pırıl pırıl parlayan kılları kesmemiş, uzun bırakmıştı. Yumruk gibi başını ağzımın içinde dilim ve damaklarımın arasında ezerken parmaklarımın ucunu o siyah kıllara dolayıp çekiştiriyor, altında koç yumurtası gibi sarkan torbalarını okşuyordum bir yandan…

-“Ohhh… Güll… Harikasın bebeğim…” diye inleyerek saçlarıma asıldı.

Bu kez inleme sırası ondaydı. İntikamımı alıyordum. Az önce beni azgın bir orospu gibi, yarak diye yalvartmasının hesabını soruyordum dilimin ucuyla…

Dayanamadı sonunda… Saçlarımı çekiştirip duran, başımı öne arkaya çekiştirip ağzımı kadınlık organıymış gibi siken ellerini yolarcasına saçlarıma geçirdi, ayağa kaldırdı. Islak dudaklarıma yumuldu. Vahşice öpüştük.

Islak siki bacaklarımın arasında yolunu arıyordu. Doktorun masası yanı başımızdaydı. Elinin tersiyle masanın üzerinde ne varsa sıyırıp yere fırlattı. Sert hareketlerle kalçalarımdan tutup masaya oturttu beni… Bacaklarımı ayırıp arasına girdi. Arzudan titreyerek misafirimi bekliyordum.

Fazla bekletmedi. Yalanmaktan parlayan sikinin yumruk gibi başını amıma dayadı. İstekle dudakları aralanan amımı zorlayarak girmeye başladı içime… Boynuna sarıldım sımsıkı… Gözlerim kapalı, dudaklarımı ısırarak, içime giren kalınlığın verdiği dolgunluk hissinin zevkine varıyordum.

Bitmek bilmedi sanki içime girmesi… Amımı yara yara girdi… Girdi… Sonunda kabarmış klitorisimde onun uzun kasık kıllarını hissettim. Az sonra kasıkları klitorisimi ezmeye başlamıştı bile…

İçimde, ıslak vajinamda heybetli kalınlığı, klitorisimde gıdıklayan, huylandıran kasık kılları, gidip gelmeye başladı yavaşça… İnliyordum sürekli… Şehvetten başım dönüyordu. Bacaklarımı beline dolamıştım. Kendimi masaya sırt üstü bırakmış, göğsünü, karın kaslarını, masaya dayanıp destek alan kol kaslarını, pazularını okşuyor, zevkten geberiyordum.

-“Nasıl? Güzel sikiyor muyum? Israr ettiğime değdi mi? Memnun musun hayatından?” diye sorup duruyordu beni sikerken… Başımı sağa sola sallıyor, ona laf yetiştirmeye çalışıyordum,

-“Ooohhh…. Evet… Evet… Çok memnunum… Çok güzel sikiyorsun… Aaahhh…. Harikasın erkeğim… Aşkım… Çok zevk veriyorsun… Delirtiyorsun beni… Ooohhh…. Koca sikin amımı geriyor, bitiriyor beni… Aygırım benim… Hadi… Devam et… Böyle sikmeye devam et… Siikkk… Oooohhhh….”

Arada belimdeki bacaklarımı çözüyor, sikmesine ara vermeden omzuna alıyordu bacaklarımı… Jartiyer çoraplarının üzerinden bacaklarımı okşuyor, ayak parmaklarımı çorapla beraber koca ağzına alıp ısırmaya çalışıyor, tabanlarımı yalıyordu.

Çorapla sikilmek hoşuma gitmişti. Kendimi aşağılık bir fahişe, zevk düşkünü bir orospu gibi hissetmeme yol açıyordu bu manzara… Daha da tahrik oluyordum.

Ne kadar pompaladı beni bilmiyorum, hatırlamıyorum. Kaç kez boşaldığımı da… Sürekli zevk dalgalarında, zirvelerde dolaşıyordum. En son kalçalarımdan tutup kaldırdı, masaya domalttı beni… Memelerim masa üstündeki deri sümende ezilirken bacaklarımı araladım. Arkamdan amıma geçirdi koca sikini…

Uzun boyuyla üstüme kapaklandı kalçaları gidip gelirken, sırtıma, omuzlarıma minik ısırıklar atmaya, yalamaya başladı. Alttan ellerini memelerime atmış, pençeleriyle avuçlamış, sıkıyordu bir yandan da… Boynumu yalarken beni etkileyen boğuk sesiyle uyardı beni…

-“Geliyorumm…” diye hırladı. Artık amım sızlamaya başlamıştı. İçimden sular fışkırıyor, bacaklarımdan süzülüyordu. “Nereye?” diye sordu.

Anlayamadım önce… Dizlerim titriyordu artık… Sonra sorusunun amacını anladım,

-“İçime…” diye haykırdım. “İçime boşal… Korunuyorum. Döllerini hissedeyim içimde… Hadi…“

Son bir kez amıma dipledi sikini… Saçlarımdan tutmuş, kısrak yelesi tutar gibi kendine çekip bağırarak sıcak spermlerini püskürtmeye başladı. O sıcaklığı hissedince ben de son kez kasılmaya, cinsel yaşamımın en lezzetli orgazmlarımdan birini yaşamaya başladım.

-“Hızlan… Hızlan…” diye hırıldadım. “Sokup çıkar yarağını… Ben de geliyorum… Hadi… Pompala beni… Geçirr… Sik beni aşkım… Erkeğimm…”

Sonunda sakinleştik. Üstüme kapandı, masayla onun erkek gövdesinin arasında, ağırlığı altında eziliyordum. İnleyince kalktı üstümden, koltuğa attı kendini… Ben de belimi tutarak doğrulmaya çalıştım. İyi sikmişti beni piç…

Koltuğa, onun yanına gidip başımı kucağına koydum, uzandım. Kasıklarımda hala orgazmın zevk şimşekleri çakıyor, kasılıp duruyordum. Bacaklarımı sımsıkı bitiştiriyor, o tatlı duygunun, şehvetin bitmesini istemiyordum.

-“Güzel miydi?” diye sordu her erkek gibi… Alacağı yanıttan emin, mağrur… Başımı kaldırıp yakışıklı yüzüne baktım, istediği yanıtı verdim ona,

-“Bir de soruyor musun?” dedim. “Harikaydı. Çok güzel siktin beni… Bitirdin… Zevkten öldürdün… Her yerim titriyor şu anda…”

Ellerimi çoraplı bacaklarımda, çıplak kasıklarımda, tüysüz, parlayan üçgenimde dolaştırdım yorgun argın… Vurdura vurdura örselediği, tenini kızarttığı hassas am dudaklarım az önce içinden çıkan koca yarağın etkisiyle hala açık duruyordu.

Elimi attım, koltuğa süzülen spermleri bulaştı elime… Parmağımın ucundaki kremsi beyaz kalıntıyı dilimin ucuyla yaladım, kekremsi tadını dilimin hücrelerinde tattım, ağzımın içinde dolaştırıp yutkundum. Gülümsedi,

-“Dur bakalım… Kendini koyverme hemen… Bana sözün var… Akşama kadar sikeceğim seni…” Elimi uzatıp göğsündeki kılları okşadım,

-“Delisin sen… Yorulmadın mı? Belki iki saat oldu sevişmeye başlayalı… Ben bitmiş vaziyetteyim.”

-“Anlamıştım zaten… O aptal kocan seni bir postada bırakıyor değil mi? Bu sikilesi güzelliği bir kere sikmekle yetiniyor bence… Seni aç bırakıyor, eminim…” Eğilip dudaklarımdan öptü. Mutluydum. Kollarımı açıp gerindim.

-“Eh, doğru söze ne denir? Aynen dediğin gibi…”

-“Nasıl? Anlatsana…”

-“Bankacı kocam… Bankadan geç gelir, erken gelse siki kalkmaz, kalktığı zaman da bir postada bırakır, kendi boşalır, bana aldırmaz çoğu zaman… O ilk balayı günlerindeymiş. Zaman geçince eski hızı kalmadı kocamın… Bugün otobüste gördüğün koca, nadiren isteklendiği günlerden birindeydi…” diye dert yandım aşığıma…

-“Merak etme Gül… Bugün seks yapmaya doyacaksın. Yeter diyeceksin…” Güldüm,

-“Yeter diyeceğimi zannetmiyorum ama… Hadi öyleyse, bir başlayalım bakalım…” dedim.

Başımı çevirip konuştukça sertleşen, eski dikilitaş halini alan sikine bir öpücük kondurdum. Başını dudaklarımın arasına alıp dilimle yaladım. Bir yandan gözlerine bakıyordum. Onun bakışları odada geziniyordu. Dip taraftaki paravanla ayrılmış muayene bölmesini, sedyeyi gördü, gözleri parladı. Başımı tutup sikini ağzımdan kurtardı.

-“Gel bakalım Gül hanım… Şu sedyeye yat da, seni güzel bir muayene edeyim.” Kıkırdadım,

-“Peki doktor bey…” diyerek hevesle kalktım.

Üzerimdeki jartiyer çoraplarını düzeltip sedyenin yanına gittim, çırılçıplak uzandım. Selim doktorun tiril tiril beyaz, ütülü önlüğünü çıplak bedenine geçirip stretoskopu boynuna takmış, beni bekliyordu. Öyle komik görünüyordu ki, durmadan kikirdiyordum.

Doktor gömleğinin iliklenmemiş önünden kaslı çıplak bedeni, baklava şeklini almış karın kasları, kasıklarından göbeğine doğru yükselen uzun siki görünüyordu. Selim ise tüm ciddiyetiyle streteskopu kulağına geçirmiş, ben güldükçe inip kalkan iri göğüslerimde gezdiriyor, dinlemeye çalışıyordu.

-“Lütfen gülmeyin hanımefendi… Çok ciddi bir hastalığınız var, siz gülüp duruyorsunuz…” diye tersledi beni…

-“Yaaa… Neymiş rahatsızlığım doktor bey? Yaşayacak mıyım?” diye sordum doktoruma… Streteskop memelerimden karnıma, oradan kasıklarıma inmişti şimdi… Yine o ciddi tavrıyla,

-“Hanımefendi… Siz seksüel blumia hastalığına yakalanmışsınız… Bakılmadığı için çok ilerlemiş. Durum kötü…”

-“Peki çaresi yok mu doktor bey? Neymiş bu hastalık? Kurtulacak mıyım?” diye arka arkaya sordum.

O sırada streteskopun soğukluğunu cinsel organımın dudaklarında, içinde hissedince kıvrandım. Ürperdim. Aklıma titiz ve ciddi doktorum, patronum geldi. Şu anda büyük olasılıkla mikrop bulaştırıyorduk doktorun alete… Ve bembeyaz önlüğü erkeğimin çıplak bedeninde duruyordu.

-“Açlık hanımefendi…” dedi doktorum… “Sekse aç kalmışsınız. Doyuran olmamış sizi… Ama ben sizi iyileştiricem.” Sertleşmiş sikini elime tutuşturdu.

-“Bu ne doktor?”

-“Bu ilacınız küçük hanım… Bundan günde beş kere yerseniz, iyileşirsiniz. Fitil olarak günde beş kere amınıza alacaksınız bunu…”

-“Mmmm…” dedim. “Hemen mi başlamam gerekiyor doktor bey?” diye sordum gülmeme engel olmaya çalışarak…

-“Evet… Hemen… Vakit kaybetmeyin… Şu anda başlamamız lazım tedaviye… Yoksa yaraksızlıktan öleceksiniz…” dedi.

Bir hamlede sedyenin üzerine çıkıverdi. Bacaklarımı araladı. Üstünde sadece doktor önlüğüyle, bacaklarımın arasında dikilip çıplaklığımı seyretti bir an… Gözlerim kısılmış, bekliyordum. Havaya kalkmış aletini üstten bastırıp yaklaştı, bacaklarımın arasına yerleşip bir hamlede amıma soktu…

-“Aaahhh…” diyerek çığlık attım. “Fitil canımı yaktı doktor…” diye dert yandım. Gidip gelmeye başlamıştı.

-“Merak etmeyin… Önce acır, sonra iyileşirsiniz. Zevk alırsınız. Bakın, doktorunuz da zevk alıyor. Nasıl, güzel mi fitil? Acıyor mu şimdi?” diye konuşuyordu aletini sokup çıkarırken…

-“Oohhh… Geçti doktor… Acımıyor artık… Çok güzel ilacınız varmış… Yerim ben bu fitili… Harikaymış… Ohhhh…”

Elimi doktor önlüğünün altından sokup sırtını okşuyor, kabalarından tutup kendime çekiyor, feryat figan doktorumun kocaman fitilini amıma alıyordum. Dakikalarca sürdü fitili almam… İkimizin zevk inlemeleri, altımızdaki sedyenin şikayetçi gıcırtılarına karışıyor, Selim amıma kökledikçe duvara vuran sedyenin sesi tok tok sesler çıkarıyordu. Kendimizi öyle kaptırmıştık ki, duymuyorduk bile sesleri…

Sonunda bir posta da orada, sedyenin üstünde boşaldı içime… Doktorun kullandığı banyoya gidip temizlenmek istedim. Duşun altındayken Selim geldi yine kalkmış aletiyle… Doymak bilmiyordu adam… Bir kez de kaygan köpüklerin eşliğinde sahip oldu bana…

Akşama kadar kapalı muayenehanenin her yerinde seviştik… Sonunda akşam üzeri zorlukla yolcu ettim. Ben de evin yolunu tuttum.

Otobüste kalabalığın içinde kendimden geçmiş gibiydim. Ne ter kokularını duyumsuyordum, ne de fırsattan istifade orama burama değdirenleri umursuyordum. Dizlerim titriyordu yorgunluktan… Eve kendimi zor attım. Biraz sonra da kocam geldi. Yemeğimizi yedik.

Zavallım, hala sabahki otobüs olayının etkisindeydi, kalkmış sikini gösterip sevişmek istedi. Son perdeyi de kocamla kapadım. Bir posta da o attı. Sikilmekten gevşemiş amımı fark etmedi bile… Erkeklik görevini çok seyrek yaptığından anlamaması doğal diye düşündüm.

Aldırmadım, zevk almış gibi yaptım, kocam bacaklarımın arasında gidip gelirken inleme sesleri çıkardım. Sonunda da o gelirken dört dörtlük bir orgazm taklidi… O banyoya giderken ben içimde kocamın dölleri, kafayı vurup ölü gibi uyudum.

Asıl sürprizi üç gün sonra yaşadım. Doktor gelmiş, hasta kabulüne başlamıştı. Yoğun bir gündü. Öğle tatilinde ben yemeğe çıktım, o raporları bitirmek için bilgisayarın başına geçti. Öğleden sonra tekrar aynı yoğunluk… Akşam son hastayı gönderdikten sonra her zamanki gibi eve gitmek için toparlanmaya başlamıştım ki, doktor içeriye çağırdı.

Merakla yanına gittim. Koltuğa oturmam için işaret etti, oturdum. Masanın üzerinde duran büyük bilgisayar ekranını görmem için bana çevirdi. Ekranda bir videonun son sahneleri vardı.

O sahneleri görür görmez gözlerim fal taşı gibi açıldı. Videonun sesini açtı bu arada… Aynı anda odayı benim çılgın gibi orgazm feryatlarım dolduruverdi. Selim üstünde doktorun önlüğüyle, doktorun geniş deri makam koltuğunda oturmuş, ben de kucağına oturmuş, çılgınca oturup kalkıyordum. Selim de alttan koca aletini sokup çıkarıyordu.

Hiç gizli kamera diyemezdiniz. Öyle ustalıklı bir açıya yerleştirilmişti ki, sanki özel çekim yapılmış gibi duruyordu.
Ne diyeceğimi bilemedim. Donup kalmıştım. Neden sonra gözlerimi ekrandan ayırabildim. Bitmiştim ben… İş yaşamım, belki de evliliğim…

Aptal gibi etrafıma bakınıp gizli kamerayı nereye koyduğunu bulmaya çalıştım kısa bir an… Sonra da doktorumla göz göze geldik. Titreyerek ölüm fermanımı bekledim.

Sonunda konuştu doktor…

-“Gül, geçen ay bir Pazar günü arkadaş kurdu güvenlik sistemini… Hırsızlığa karşı bir önlem… Sana haber vermeyi unuttum. Hareket sensörlü, HD kalitesinde gizli kamera… Saatlerce kayıt yapabiliyor. Nasıl, görüntü kalitesi çok güzel değil mi? En ince detaylarına kadar görebiliyorum…”

-“E… Evet… Çok iyiymiş…” diye kekeleyebildim. “Bütün detayları almış doktor bey…”

Ayağa kalktı. Yüzüm kıpkırmızı, yerin dibine geçmeyi isteyerek koltuğa gömülmüş vaziyetteydim. Bir sessizlik oldu. Beklediğim fırça, hakaret, kovulma gelmiyordu bir türlü…

Başımı masadan yukarıya yavaşça kaldırdım korka korka… Gözüm doktorun önündeki kabarıklığa ilişti önce… Sonra da biraz daha kaldırınca bana istekle bakan yüzünü gördüm. Gözleri parlıyordu.

-“Bence de çok iyi kamera sistemiymiş. Senin tüm güzelliğini yakalamış. Harikaydın…” dedi önündeki kabarıklığı okşayarak…

Rahatladım. Derin bir nefes alıp kendimi arkaya bıraktım. Gülümseyerek,

-“Sanırım bana kızmadınız…” dedim.

-“Yoo… Kızmak ne kelime… Tam aksine… Sen tam bir seks bombası kadınsın bebeğim. Beni öyle tahrik ettin ki…”

-“Teşekkür ederim doktor bey…” dedim. “Beğendiğinize sevindim.”

-“Evet öyle canım… Seni ne kadar beğendiğimi biliyorsun. Buraya geldiğin ilk günden beri hastayım sana… Fakat kocan var, yeni evlisiniz diye asılamıyordum. Farkında değilsin ama ben hep seni sikmek istedim. Karımı sikerken seni hayal ettim hep… Bugün benim bayram günüm…” dedi.

Anlaşılan bundan sonra yeni bir yaşam başlayacaktı benim için… Kocam, Selim, Doktor arasında, merkezinde benim olduğum bir seks üçgeni… Masanın üzerindeki telefona uzanıp kocamın numarasını çevirdim. Açtı.

-“Aşkım, ben bugün geç kalacağım. Çok önemli bir hasta bekliyoruz. Sen beni bekleme istersen. Yemeğini ye. Benim ne zaman geleceğim belli olmaz… Doktor bey beni eve bırakır…” dedim.

Ben telefonu yerine koyarken, doktor masanın etrafından dolanıp yanıma geldi. Bacaklarımı okşayarak eteğimi yukarıya sıyırdım, tanga külodumu, jartiyer çorabımın dantellerini gösterdim ona…

Doktor telaşlı hareketlerle pantolonunu aşağıya sıyırırken benim akşam mesaim başlıyordu.

Ben Esra telefonda seni boaltmam ister misin?
Telefon Numaram: 00237 8000 92 32

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *